1-Harry Potter Dünyasına İlk Adım: Felsefe Taşı

0eae4a8d14f1ca1d67cd5254738903d4
Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Harry Potter sevdama nereden başlasam bilemedim. Her canım sıkıldığında, modum düştüğünde, kendimi yalnız hissettiğimde, uyuyamadığımda (bu liste böyle uzar gider) yaptığım ilk şey Harry Potter izlemek oluyor. Hangi filmi olduğu önemli değil, karakterlerin sesini duymak ve o büyülü evrene girmek beni sakinleştiriyor.  Evet, böyle söylediğimde oldukça hastalıklı biri imajı çizdim. Ama bu seri çocukluğumun o masum, her şeyden habersiz dünyasına bir kapı aralamak gibi oluyor benim için. Bir nevi gerçek dünyadan kaçış da diyebiliriz buna.

Bu dünyaya çok küçük yaşta dahil oldum. İlk olarak kardeşimle izlemeye başladık. Yaşımız küçük olduğu için (benim korkak bir yapım olmasıyla da alakalı olabilir) Voldemort’un olduğu sahnelerde korkar birbirimize sarılırdık. Filmi durdurup replikleri onlardan önce söylemek en büyük eğlencemizdi. Ne izleyelim sorusuna gerek duymazdık. Hadi film izleyelim, demek yeterliydi.  Film demek Harry Potter demekti.

Kardeşim daha sonraları pes etti. Ama ben durmaksızın bu ritüelime devam ettim. Yılda birkaç kere seriyi baştan sona izleme dönemlerim olur. Artık çevremdeki herkes bu dönemlerimi biliyor ve bunu sorgulamaktan vazgeçti. Özellikle bir dönem uyku konusunda ciddi sorunlar yaşamıştım. Çareyi Storytel uygulamasından Harry Potter dinlemekte buldum. Cidden masal gibi onu dinleyip onuncu dakikada uykuya dalıyordum.

Gelelim Serimizin Nasıl Yazıldığına

Harry Potter Dünyasına İlk Adım: Felsefe Taşı

Serimizin yazarı J.K. Rowling eşinden ayrıldıktan sonra haftada 69 poundla geçinmeye çalışan yalnız bir annedir.  Annesinin de ölümüyle kendisini bir depresyonun içinde bulan yazarımız kurtuluşun çaresini yazmakta bulmuştur.  Karakterimiz soyadını Rowling’in çocukluk arkadaşından almaktadır ”Potter”.

Harry Potter hikayesi bir tren yolculuğunda aklına geldi ve bu hikayeyi yazması beş yılını aldı. 1995 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının el yazmasını birçok yayınevine yolladı ama hepsinden ret yanıtını aldı. Bu durum canını çok sıksa da pes etmesine yetmedi. Kitabını yayınevlerine yollamaya devam etti, hiç ummadığı küçük bir yayınevinden olumlu yanıt aldı. Bloomsbury Yayınevi’nin sahibinin kızının hikayeyi beğenmesi sonucunda kitabın basımına karar verildi. Yayınevi kadın bir yazarın okunmayacağını düşündüğü için endişeliydi. Bu nedenle ismini içermeyen J.K. Rowling ismiyle basılmasına karar verildi.

Kitap basımının hemen ardından İngiltere’de büyük bir başarı yakaladı. Ardında devamı geldi ve Amerika’da da üne kavuştu. Kitapların ardından film teklifleri de geldi ve Harry Potter serisi tüm dünyada unutulmayacak bir üne sahip oldu.

Serimizin İlk Filmine Bir Göz Atalım

Kahramanımız Harry’nin büyücüler dünyasına girişini konu alıyor.

Harry’nin teyzesi, eniştesi ve kuzeni ile yaşadığı eve mektuplar gelmeye başlar. Eniştesi Vernon Dudley Harry’nin bu mektupları görmesini engellemek için tüm aileyi toplayıp denizin ortasındaki kayalıkta bulunan eski bir eve götürür. Buraya Hogwarts’ın bekçisi ve anahtarlar sorumlusu olan Hagrid’in gelmesiyle Harry büyücüler dünyasına adımını atar. Ailesiyle ilgili gerçekleri  ve aslında bir büyücü olduğunu öğrenir. Hagrid ile birlikte yola çıkarlar.

Diagon yolundan okul araç gereçlerini, asasını ve Hagrid’in 13. yaş doğum günü hediyesi olan kar beyazı baykuş Hedwig’i alırlar. Hogwarts ekspresiyle yola çıkar. Bu yolculukta gelecekte en yakın arkadaşları olacak olan Ron ve Hermione ile tanışır.  Okulda bir düzine olay yaşarlar. Felsefe taşını ve ne işe yaradığını öğrenirler. Üç başlı bir köpek olan Fluffy’nin koruması altında olan bu taşın Hogwarts’taki bir öğretmen tarafından çalınmaya çalıştığını fark ederler. Çalınmasını engellemek için bir maceraya atılırlar. Tehlikeden tehlikeye koşarlar. Sonunda ne mi olur? İzlemeye ne dersiniz?

Eleştiriler

İlk filmin Harry Potter filmleri arasında en sevdiğim olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü filmde büyülü dünyanın yeterince anlatılmadığını, çok yüzeysel geçildiğini düşünüyorum.  Gerekirse film ikiye bölünmeliydi. İlk film olduğu için bu dünya ile ilgili birçok şeye detaylı yer verilmeliydi. Bizim, büyücülerin dünyasını özümsememiz sağlanmalıydı. Harry Diagon Yolu’nda daha çok vakit geçirmeliydi. Orada görebileceğimiz birçok şaşırtıcı şey olabilirdi. Harry’nin kazan seçimine, büyü kitapları alışına şahit olmak istiyorum belki ben.

Kitaplarda da aynı şekilde ana karakteri tanıtmaya o kadar odaklanılmış ki dünyayı tanımamıza fırsat verilmemiş. İster istemez Yüzüklerin Efendisi serisiyle kıyaslamak durumunda kalıyorum.  Onun fanları  detaylara hakimken birçok soruyu yanıtlayabiliyorken biz bundan mahrum bırakıldık. Durum böyle olduğu için J.K. Rowling’e kızıyorum. Beni sinirlendiren bir diğer noktada İngiliz oyuncu takıntısı. Anladık düzgün bir İngilizce istiyorsun, Londra’yı ele alıyorsun ama yine de bu tutumunun şövenist olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Tüm kitaplarda Harry’nin yeşil gözlü oluşu bangır bangır söylenirken filmlerde oyuncunun gözlerinin mavi olması… Oldu mu şimdi bu? En önemli detaylardan birinin göz ardı edilmesi ”Mesela neden böyle, anlatsana biraz?” dememize neden oluyor.  Tarihlerde de birçok hata yapıldığını biliyoruz. Ama daha büyük hataların varlığı bunları göz ardı etmemize neden oluyor. Alın size büyük bir mantık hatası daha; Dumbledore ifrit geldiğinde öğrencilerin yatakhanelerine götürülmesi gerektiğini söylüyor ancak Profesör Quirrel  ifritin mahzenlerde olduğunu söylüyor. E Slytherin binasının yatakhanesinin mahzenlerde olduğunu düşünecek olursak bu durum çocukları ifrite yem etmek olmaz mı?

Neyse, olur böyle şeyler, insanlık hali. Bu hatalar Harry Potter sevdamıza engel olamaz!

Serinin her filminde bir favori karakterim oluyor. Bu filmdeki karakterim Rubeus Hagrid. Onun asa (okuldan atıldıktan sonra kırılan asasının parçalarını yasal olmayan bir şekilde birleştirip şemsiyesinin içinde gizlemiş) kullanırken bakışlarındaki suçluluk duygusu ve haz aslında masumiyetini gözler önüne seriyor. Yıllarca büyücüler dünyasında dışlanmış biri olarak gizli gizli büyü yaptığı zamanlardaki içinde olduğu çocuksu mutluluk duygusu bu filmdeki en sevdiğim karakter olmasını sağladı (kedimin adının bile Hagrid olmasına neden oldu).

Filmde çok güzel detaylara da yer veriliyor. Örneğin; Harry’nin Quidditch oynayacağı zaman içinde bulunduğu stresten çıkarmak için Hermione’nin onu kolundan tutup okul ödüllerinin bulunduğu yere götürdüğü sahne. O  sahnede Harry’nin babasının da arayıcı olduğunu görüyoruz. Hemen onun yanında bir detay gözümüze çarpıyor: Profesör Mcgonagall. Profesör Mcgonagall’ın da geçmişte Gryffindor’un Quidditch takımında oynadığını görüyoruz. Bu durum Harry’deki yeteneği nasıl bu kadar çabuk fark ettiğine açıklık getiriyor.

Bir başka örnek de Ron ve Neville’in büyü konusunda iyi olmamaları -bu durumun nedenini aslında diğer kitaplar sayesinde daha  iyi anlayabiliyoruz-. Bunun nedeni diğerlerinden daha az yetenekli olmaları değil. Başka birine bağlılık gösteren asayla yaptığın büyülerle kişinin kendisine bağlılık gösteren asayla yaptığı büyüler arasında büyük fark vardır. İlk filmlerde Ron’u abisi Percy’nin asasını, Neville’i de babasının asasını kullanırken görüyoruz. Yani başarısızlıklarının nedenini biraz düşününce anlayabiliyoruz.

Şuraya fragmanı bırakalım:

Gelin biraz da filmimizde kullanılan müziklerden bahsedelim. Birçok filmin ünlü müzik bestecisi  John Williams’ın yapıtı olan ”Hedwig’s Theme” uzun süre telefon zil sesim olarak kullanıldı. Telefonum çaldığında üzerime yönelen bakışlardan Potterheadleri seçmemi sağladı. Bu müziği her duyduğumda yüzümde bir sırıtış olur, kendimi bir süpürgenin üzerinde göğe yükseliyor gibi hissederim. Bir yandan mutlu eder bir yandan da serinin bittiğini hatırlayıp hüzünlenmeme neden olur.

Bir diğer favorim, yine  John Williams’ın yapıtı olan ”Leaving Hogwarts”.  Ninni tadındaki bu müzik, yer yer Hagrid’in güvenli kollarında uykuya dalıyormuşum gibi hissettiriyor yer yer ölüm hatırlatıyor.

Evet arkadaşlar, yazımı filmdeki favori repliğimle sonlandırıyorum.

“Düşmanlarınıza karşı çıkmak cesaret gerektirir. Fakat dostlarınıza karşı durmak daha büyük bir cesaret ister.”

                                                                           Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore

Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Web Tapınağı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!